Kültür ve Turizm

TESBİT EDİLEN HALK OYUNLARI VE GİYSİLERİ  
Birecik   Merkez  ve köyler olarak ele alınırsa çok  değişik  kültür  farklılıkları  göze  çarpar.
Birecik’te  halk  oyunları  olarak Şanlıurfa      kültürünün  izlerine  rastlamak  mümkündür.  Merkezle  köyler  arasında  bile  halk  oyunlarında  oynanış  yönünden  büyük  farklılıklar  vardır.  Hatta  iki  köyde  bile  aynı  oyunun  değişik  figürlerle  oynandığına  rastlanmaktadır.  Komşu  il  olan  Gaziantep  ve  komşu  ülke  olan  Suriye’den  olan  kültür  alışverişi  oyunlarımıza  hem  çeşitlilik  hem  de  renk  katmaktadır.  Bir  çok  oyunumuz  çok  az  farklı  figürlerle  değişik  yörelerde,  değişik  adlarla  oynanmaktadır.  Bu  durum  göz  önünde  tutularak  genel  bir  sınıflandırmaya  gidilmemiştir.  Araştırma  ve  derlemeler  sürdükçe  oynanan  oyun  çeşitleri  sayı  olarak  artmaktadır.
Halk  oyunlarında  kıyafet  ayrı  bir  önem  arz etmektedir.
Figürlere uygun,  çarpıcı  ve  renkli  kumaşlardan  yapılan  giysiler  giyilmektedir.  Giysiler  boş,  vücut  ve  ayaklara  giydirilen  malzemeler  olarak  üç  bölümde  değerlendirilmektedir.
ERKEK  GİYSİLERİ
BAŞ         
Sırmalı  Puşu:  Çok  ince  ipek,  yün  veya  pamuktan  dokunmuştur.  Beyaz,  krem,   koyu  kahverengi  gibi  renkleri  vardır.  80X80  boyutlarında  olup  ikiye  katlanarak  sarılır  veya  iki  parçaya  bölünerek  bağlanır.  Kenarları  çeşitli  renklerden  oluşan  püsküllerle  süslüdür.  Baş  bağlamak  maharet  ister,  çok  güzel  bağlayan  biri  için  “ Bu  nasıl  baş  bağlamak  her  gül  bir  yana  düşer”  gibi  türkü  yakılmıştır.
VÜCUT
a.  Köynek ( Gömlek ):  Yöredeki  çulhacılar  ( dokumacılar )  tarafından  el  tezgahlarında  dokunur.  Nohutlu  veya  puanlıdır.  Kol  ağzı  saat  kapağı  şeklinde  yapılır.  Gömlek  yakasız  olup  önden  bir  karış  kadar  açıktır.  Beyaz,  bej  veya  krem  rengi  olabilir.
b. Şal: Kuşak  şeklinde  bele  sarılır,  hışvalı  yumuşaktır  ve  ikiye  katlanarak  bağlanır.  Çulhacı  tezgahlarında  elle  dokunmuştur.
c. Kırk  düğme  yelek:  Gabardin  kumaştan  yapılır,  yarım  kolludur  ve  gömleğin  üzerine  giyilir.  Kahverengi  en  tutulan  renktir  ayrıca  yeşil,  lacivert,  gri  renkleri de  mevcuttur.  Yakası  yoktur  ve  yakasında  boydan  boya  nohut  büyüklüğünde  iplikten  yapılmış  düğmeler  vardır,  kırk  düğme  yelek  ismini  de  önünde  bulunan  sıra  halindeki  düğmelerin  çokluğundan  alır.
d.  Şalvar:  Gabardin  kumaştan  yapılır,  kahverengi,  yeşil,  lacivert  ve  gri  renkleri  vardır  fakat  en  sevilen  ve  tutulan  rengi  kahverengi  olanıdır  üstü  bol  ayak  kısımları  ayağı  saracak  şekilde  dardır.  Bacak  arasındaki  peyiğin  uzunluğu  il  ve  ilçelerde  değişiklik  gösterir.  İki  tarafındaki  ceplerin  ağızları  ipeklerle  işlenmiştir.
e. Marhama  ( Mendil) : Kırmızı  ve  beyaz  renkte  olup  yerli  dokuma  işidir.
AYAK
a.  Çorap:  Yünden  olup  el  ile  örülmüştür,  genellikle  yünün  doğal  rengindedir.  Mor  koyun  ve  beyaz  yünden  olanları  tercih  edilir.
Postal  ( Yemeni ) :  Yüzü  kırmızı  ve  annebi
 ( Hünnüp )  renkli  olup,  altı  köseledir.  Topuksuz  olup  ağzı  geniştir.  Kırmızıdan  başka  siyah,  kahverengi  ve  beyaz  renkleri  de  varsa da  kırmızı  renkli  olanı  tercih  edilir.
3. KADIN  GİYSİLERİ
BAŞ
Kırmızı fes  üstüne  püşü  sarılır.  Başa  iyi  oturabilmesi  için  fesin  içine  kalıbına  göre  karton  konur.  Fesin  üst  kısmına  gümüşten  tepelik.  Ön  kısmına  üç  kor,  yanlarına  ise  reşme  denen  gümüş  takılar takılır.  Arkaya  Floştan  örülmüş  saçlarla  beraber,  bele  kadar  inen  saç  koru  bağlanır.
VÜCUT
a. Şalvar: Çarpıcı  renkli  kumaşlardan  yapılır.  Hemen  hemen  her  renk  kullanılır.  Parçalar  bol  olup  ayak  bilekleri  lastikle  büzülmüştür.
b. Azye: ( Entari): Kollu  robalı  ayağa  kadar  uzanan  ve  üç  eteğin  altına  giyilen  elbisedir.
c. Üçetek: Kadifeden  yapılan,  kollu,  önü  açık,  yandan  yırtmaçlı,  üç  eteği  olan  astarlı  bir  giysidir.  Üstleri  mahalli  motiflerle  işlenmiştir.
d. Önlük: Entarinin  bel  kısmından  bağlanır,  yerli  tezgahlarda  dokunmuştur.  Siyah  ve  beyaz  renkleri  vardır.  Fakat  genellikle  siyah  renkli  olanı  kullanılır  ve  üzeri  yöresel  motiflerle  süslüdür.  Ayağa  kadar  uzanır.
e. Kemer: ( Belbağı) : Elle  örülen  yünden  yapılmış  bel  bağlarıdır,  gümüşten  yapılmış  olanları  da  vardır.  Üç  etekler  iki  yandan  toplanarak  yanlardan  bel  bağlarının  içerisine  sokulur.
f. Marhama ( Mendil ): Beyaz  ve  kırmızı  renkte  olup,  yerli  dokumadır.
AYAK
a.  Çorap: Elde  dokunmuş  ve  beyaz  yünden  yapılmıştır.
b. Postal ( Yemeni ): Yörede  elle  yapılır; kırmızı,  kahverengi  ve  siyah  renkli  olur  fakat  genellikle  kırmızı  kullanılır.  Postal  yerine  kalın  potin  de  kullanılır.
HALK OYUNLARI İLE İLGİLİ HİKAYELER VE OYUNLARIN OYNANIŞLARI
GİRANİ
Girani  oyunu  ağırlamadır  ve  ritmi  çok  ağırdır.  Birecik’teki  düğünlerde  ekseriyetle  ilk  olarak  bu  oyun  oynanır.  Hareketlerin  çok  ağır  olması  yanında  oyuna  baştan  sona  ağırbaşlılık  hakimdir.  Oyuncular  adeta  süzülerek  oynarlar.  Oyuncular  yanyana  dizilirler,  sağ  elleri  içten  sol  elleri  dıştan  diğer  oyuncuyu  tutacak  şekilde  parmaklarını  birbirine  geçirirler.
Davul  ve  zurna  çalmaya  başladıktan  sonra  baştakinin  komutu  ile  oyuna  başlarlar.  Baştaki  kişi  oyunu  en  iyi  bilen  ve  idare  edendir.  Hareket  değişeceği  zaman  komutu  kendisi  verir,  ve  oyun  bu  şekilde  devam  eder.  Baş  çeken,  arada  oyunun  ritmine  uygun  olarak  omuzlarını  ve  sağ  elindeki  mendili  titreterek  oyuna  ağır  bir  hava  verir.
GİRANİ 
Girani’nin  Oynayışı:  Oyunun  genelde  dört  figürü  vardır.  Bu  figürler  sayı  ile  yapılır.  Sayıları  1,2,3’ün  zaman  aralıkları  aynı,  3  ile 4  arası  biraz  daha  uzun  söylenerek  figürler  yapılır. ( bir-iki-üç…dört)
1. Figür: Sağ  ayak  yerinde  sabitken,  sol  ayak  dizden  kırılarak  yukarıya  kaldırılır ( bir)  vücutta  aynı  şekilde  eğilir.
2. Figür: Sol  ayak  yerine  getirilir ( Sol  ayak yerine  geldiği  anda  sağ  ayak  da  yerinde  olarak,  ayak  parmakları  üzerine  basarak  hafifçe  topuğu  yerden  keser.)  ( iki)
3.Figür: Sağ  ve  sol  ayak  birlikte  dizler  kırılır.  ( üç)
4.  Figür : Üçüncü  figürün  aynısı  gibi  iki  ayak  birden  diz  kırılır  ( dört)  ( üçle  dört  arası  süre  diğerlerinden  biraz  uzundur).  Oyun  bu  figürlerle  devam  edebilir.  Ayrıca  ileriye  gitme,  eğilerek  ayakları  yere  sürme  hareketleri  de  yapılabilir.
5. Figür: Sağ  ayak  öne  doğru  bir  adım  atılır.  Ayakların  önce  topuğu  yere  değer  ( bir)
6. Figür: Sol  ayakla  bir  adım  atılır  (iki)  ve  iki  defa  diz  kırılır. ( Üç… Dört )
7. Figür: Yerimizde  eğilir,  önce  sol,  sonra  sağ  ayak  yerde  hafifçe  sıyrılarak  ( bir-iki )  doğrulur  ve  iki  defa  diz  kırılır ( üç…dört).  Daha  sonra  yine  sağ  ayakla  başlamak  üzere  hareketler  tekrarlanarak  geriye  doğru  gelinir.
DÜZ Genellikle  girani  oyunundan  sonra  oynanır.  Girani’nin  yavaş  ritminden  sonra  düzde  oyunun  ritmi  biraz  hızlanır.  Bu  oyuna  da  bilhassa  köy  düğünlerinde  çok  rağbet  edilir  ve  bu  oyunu  köyde  erkekle,  evli  ve  yaşlı  kadınlar  birlikte  oynarlar.  Şehir  düğünlerinde  ise  bütün  oyunlarda  olduğu  gibi  erkekler  ve  kadınlar  beraberce  oynarlar.
Düz  oyununda  bütün  maharet  ekip  başındaki  kişidedir.  Oyunun  bir  yerinde  ekipten  koparak  kendine  has  ritmik  ve  çok  canlı  bir  gösteri  yapar.  Davulcunun da  maharetiyle  seyredenleri  adeta  coşturur.  Bir  ara  yere  oturur  ve  bu  arada,  sesi  gür  ve  güzel  olan  biri  hoyrat  okur.  Seyredenlerde  buna  zılgıt  çalarak  karşılık  verirler.  Bu  oyuna  çok yakın  olan  oyunlar  Ayşana  Abe  ve  Çeçen  kızı  sayılabilir.
Düz  oyunun  figürleri  basittir  ve  oynayan  insanı  yormaz.  Köyde  elele  tutuşan  erkekli  kadınlı  oyuncular  saatlerce  bu  oyunu  oynarlar.
DÜZ Oyunu  oynarken  de  yavaş  yavaş  sağa  doğru  oynayarak  yürürler.  Böylece  oynayarak  düğün  alanını  dolanırlar.
Düz’ün  Oynanışı:   Oyunu  iki  bölümde  incelemek  mümkündür.  Oyunun  ilk  bölümü  yukarıda  anlatıldığı  gibi  normal  ritimle  devam  eder.  İkinci  bölümde  ise  oyuncular  yerinde  durarak  aynı  figürü  biraz  daha  hızlı  yaparlar  ve  ayakları  daha  hızlanır  ve  yukarıya  çekerler.
Oyun  bir, iki,  üç  sayılarıyla  oynanır.  Birle  iki  arasındaki  zaman  aralığı,  ikiyle  üç  aralığındaki  zamandan  azdır.
BİRİNCİ  BÖLÜM: 
1. Figür:  Sol  ayak  yerde  sabit  dururken,  sağ  ayak  yerden  hafifçe  kesilerek  parmak  ucu  yere  değdirilir  ( Bir).
2. Figür: Sağ  ayak  topuğu  yere  basar,  (iki)  sağ  ayak  topuğu  yere  değdiği  sırada  sol  ayak  hafifçe  yerden  kesilir.
3. Figür: Yerden  hafifçe  kesilen  sol  ayak  yere  indirilir (üç).  Figürler  bitince  ayak  yan  yana  yere  basmış  olur.  Oyun  devam  ettiği  sürece  iki  ayak  ritmi  uygun  olarak  ahenkli  bir  şekilde  birbirini  takip  eder.
İKİNCİ  BÖLÜM: 
İkinci  bölüm  figürleri,  birinci  bölümün  aynısı  sayılır.  Sadece  ritim  biraz  daha  hızlanır.
Ayak  dizden  kırılarak  yukarıya  doğru  çekilerek  ( adeta  zıplayarak)  oynanır.
ÜÇÜNCÜ  BÖLÜM:
Bu  bölümde  bütün  oyuncular  yerinde  oynarken,  ekip  başı  tek  olarak  ortaya  çıkar  ve  çeşitli  figürlerle  maharetini  sergiler.  Bu  esnada  birisi  de  zurna  eşliğinde  hoyrat  okur.
KELAYNAK   KUŞLARI
Nuh Peygamberin bereket sembolü olarak “Tufan”da gemisine aldığı Kelaynaklar (Geronticus eremita) geçmişte Türkiye’den Kuzey Afrika’ya, Arap Yarımadası’ndan Fas’a kadar çok geniş bir bölgede ürerlermiş. Fakat avcılık, üreme alanlarında rahatsız edilmeleri, yaşam alanlarının değişmesi ve beslenme alanlarında kullanılan zirai  ilaçlar dan zehirlenmeleri sonucunda sayılarında ciddi azalma ve dağılım gösterdikleri alanlarda daralma meydana gelmiştir. Bugün, kelaynaklar nesli tükenmekle karşı karşıya olan kuş türlerinden birisidir. Kelaynaklar dünyada sadece Nil Vadisi’nde ve Birecik’te bulunmaktadırlar.
BİRECİK’TE EL SANATLARI   
Eski  bir  ticaret  merkezi  olan  Birecik’teki  çarşıların  ve  el  sanatlarının  çok  az  bir  kısmı  tarihi  kimliğini  koruyarak  günümüze  kadar  gelebilmiştir.  Uzun  çarşı,  Urfa  Kapısı  Çarşısı,  Küçük  çarşı,  Demirci  Pazarı,  Attar  Pazarı,  Köşker  Pazarı,  Keçeci  Pazarı,  Çulcu  Pazarı  Birecik’in  bilinen  çarşı  ve  pazarlarıdır.
       Teknolojinin  ilerlemesi  ve  dolayısıyla  Sanayileşmenin gelişmesi  neticesinde,  Birecik’in  tarihi  el  sanatlarından olan dokumacılık,  kilimcilik,  kendircilik,  bakırcılık  günümüzde  hemen  hemen  ortadan  kalkmış    durumdadır.  Kendircilik  ,  keçecilik,  köşkercilik  ve  çulculuk  (semercilik) zaanatları  az  sayıda  iş  yeri  ve  usta  tarafından  günümüzde  devam  ettirilmektedir.

KENDİRCİLİK

Fırat  kıyılarının  kendir  bitkisi  yetiştirmeye  elverişli olması  Birecik  ilçesinde  bu sanatın  gelişmesine  neden  olmuştur.  Kendirin  kibritinden  ayrılması  işi  evlerinde  kadınlar  tarafından  yapılır,  daha  sonra  kendir  lifleri  evlerde  ve  Fırat’ın  iki  yakasında  kurulan  “Kabiye”  lerde  halat  haline  getirilirdi.  Büyük  bir  maharet  ve  ustalık  gerektiren  bu  sanat,  fabrika  türü  naylon  halatların  üretilmesiyle  önemini  kaybetmiştir.  Kendircilik  az  da  olsa  günümüzde  bazı  ustalar  tarafından  sürdürülmektedir.
KEÇECİLİK 
En  eski  Türk  sanatlarından  olan  keçecilik,  Birecik’te  keçeci  pazarında  icra  edilmektedir.  Yakın  zamana  kadar  bu  çarşıda  8-9  dükkan  ve  çok  sayıda  usta  tarafından  sürdürülen  bu  sanat,  günümüzde  üç  dükkan  ve  birkaç  usta  tarafından  devam  ettirilmeye  çalışılmaktadır.
Keçecilik  Birecik’te  uzun  yıllardan  beri  hâlâ  devam  eden  ve  son  yıllarda  teknolojiye  yenik  düşen  bir  sanattır.  Keçecinin  doğuş  öyküsü  ise  şöyle  olmuştur;  Şanlıurfa’lı  genç  Keçeci  ustalarından  Salih  Karcı  bu  sanatın  mucidinin  Ebu  Said  Libabid  (Libabid:  Arapça  Keçenin  çoğuludur.) adında  bir  zat  olduğunu  ve  keçeyi  nasıl  icad  ettiğini  şöyle  anlatmaktadır:
“-Ebu  Saide  Libabid  bugün  bizim  yaptığımız  gibi  keçeciliğin  bütün  işlemlerini  yerine  getirmiş,  ayakta  tepme  işleminden  sonra  açtığı  keçenin  yünlerinin  birbirine  kaynaşmadığını  ve  çabuk  dağıldığını  görmüş. Tepme  süresinin  az  olduğu  kanaatine  vararak tepmeye  devam  etmiştir.
Ancak  bir  daha  bir  daha  açtığında  yünlerin  kaynaşmadığını  yeniden  gözlemiştir. Tepme  işine  40  gün  devam  eden  Ebu  Said,  yine  başaramayınca  üzüntüsünden  ağlamaya  başlamış.  Hem  ağlayıp  hem  tepmeye  devam  ediyormuş.  Keçeyi  açtığında  göz  yaşlarının  düştüğü  yerlerde  yünlerin  kaynaştığını  büyük  bir  sevinçle  fark  etmiş  ve  böylece  tepme  işlemi  sırasında  yüne  su  vermek  gerektiğini  öğrenmiştir.

Yapılan  Keçe  Türleri    

Ev  Keçesi:  Evlerde  günlük  yaygı  olarak  kullanılan  bu  keçeler  siyah,  mor  yada  beyaz  renkli  olurlar.  Üzerleri  nakışlı  olup  2 cm.  kalınlığında  yapılırlar.

At  Keçesi:  Çıplak  at’ın  üzerine  atılarak  eğer  vazifesi  görülür.  Bazen  üzerine  eğer  yerleştirilir.  2 cm  kalınlığında  olan  keçenin  üzerinde  değişik  renklerde  zikzak  ve  ay  yıldız  nakışları  bulunur.
Sedir  Keçesi: Ev  keçesi  gibidir. Sedir  üzerine  serildiğinden  ölçüleri  buna  göre  ayarlanır.
Çoban  Keçesi:  “Kepenek”  adıyla da  anılan  bu  keçe  türü,  çobanlar  tarafından  giyilmektedir.  Beyaz  yada  mor  yünden  yapılan  bu  keçe  genellikle  nakışsız  olmaktadır.  Ancak  göğüs  kısımlarının  nakışlı  olanlarına  rastlamak  mümkündür.  Tek  parça  halinde yapılan,  yaz  güneşinde  kalın  gölge  sağlamasından  dolayı  serinlik,  kışın  ise  sıcaklık  veren  çoban  keçeleri  dikişli  ve  dikişsiz  olmak  üzere  iki  gruba   ayrılmaktadır.  Ustalık  ve  itina  işletmesi  bakımından  bunların  dikişsiz  türleri  daha  değerlidir.
Kış  Keçesi: beyaz  yünden,  düz  ve  nakışsız  olarak  yapılan  bu  keçelerin  çevresi  “çirtik”  tabir  edilen  zikzaklı  bir  şekildedir.  Yapıldıktan  sonra  yün  boyası  ile  tamamen  turuncu  veya  pembe  renge  boyanır.
Kış  aylarında  evlerde  ağırlanan misafirlerin  oturdukları  yün  minderler  üzerine  serildiğinde  ebatları  alttaki  minderin  ölçüsüne  göre  değişmektedir.

Birecik’te  Keçenin  yapılışı:

Yünler,  kiriş  gerilmiş  ağaç  yaya  Hallaç  tarafından  tokmakla  vurulmak  suretiyle  kabartılır.  Yere  serilen  Amerikan  bezi  üzerine  ham  keçeden  kesilmiş  renkli  nakışlar  dizilir.   Bunların  üzerine  kabartılmış  yünler  serilir.  Serilen  yünler  el  ile  sulanarak  yerde  ağaç  bir  direğe  rulo  yapılmak  suretiyle  sarılır.  Rulonun  her  iki  ucu  ve  çevresi  kendir  ile  iyice  bağlanır.  Ayakta  tepme  işlemine  geçilir.  Keçenin  büyüklüğüne  göre  iki  yada  beş  kişi  ile  yapılan  tepme  işleminde  rulo  ayakla  ileri  geri  hareket  ettirilerek  vurulur.  Yarım  saat  süren  bu  ilk  tepme  işleminden  sonra  rulo  açılır.  Keçenin  dağınık  kenarları  düzlenir.  Tekrar  su  serpilerek  ağaç  direğe  sarılır.  Üç  saat  sürecek  olan  ikinci  tepme  işlemi  başlar.  Bu  işlem  sonun da  yünler  sıkışmış,  ancak  birbirine  tam  olarak  kaynaşmamıştır.  Buna “Ham  Keçe”  denilmektedir.  Sıra  ham  keçenin  pişirilmesine  gelmiştir.  Mahmut  Paşa  Hamamı’nın  ılıklık  bölümüne  götürülen  keçe,  bir  insanı  kucaklayıp  göğüsle  dövebileceği  bir  şekilde  katlanır  ve  hamamın  sekisi  üzerinde  çevrilmek  suretiyle  göğüsle  dövülür.  Keçeyi  göğüsleyenin   teri,  hamamın  sıcaklığı  ve  su,  yünlerin  iyice  kaynaşmasını  sağlar.  Beş  saat  süren  bu  işlem  çok  yorucu  olur  sanatın  en  zor  yanıdır.
Hamama  getirilen  keçenin  eğrilmiş  kenarları  düzlenir,  tekrar  direğe  sarılarak  15-20  dakika  son  tepme  işlemi  yapılır.  Bundan  sonra  hazır  duruma  gelen  keçe  açılarak  gölge  yada  güneşte  kurumaya  bırakılır.
Günümüzde  hamamda  göğüsle  dövme  işlemi  tamamen  terk  edilmiş   olup,  bu  işlem  dükkanlarda  makineler  ile  yapılmaktadır.

ÇULCULUK  (semercilik) 

Merkep  ve  at  gibi  binek  hayvanların  üzerine  atılan  semerleri  yapan,  bu  sanatla  uğraşanlara  çulcu  denir.
Eskiden  deve  üzerine  atılan  ve  ” havut”  denilen  planların  da  bu  meslekle  ilgisi  vardır.  Fakat  deve  neslinin,  gittikçe  tükenmekte  olması  bu  sanatın  Birecik’te  yok  olmasına  neden  olmuştur.
     Günümüzde  taşımacılığın  motorlu  araçlarla  yapılması  neticesinde  at,  eşek  ve  deve  gibi  hayvanlar  önemini  yitirmiş,  dolayısıyla  “çulculuk”  zanaatı  1-2  dükkan  dışında  hemen  hemen  terkedilmiştir.

SARAÇÇILIK 

Birecik’te  saraççılık  hâlâ  devam  etmekte  olup  yalnız  eskiye  oranla  bu  işle  uğraşanların  sayılarında  azalma  görülmektedir.  “Kösele”  denilen  kalın  deri  ve  normal  ince  deri  ile  hayvana,  koşum  takımları,  kemer,  silah  kılıfı,  mermi  kılıfı, çanta  gibi  avcı  gereçlerinin  yapıldığı   sanata    saraççılık  bu  işle  uğraşanlara  da  saraç  denir.
Ata  ve  atçılığa  verilen  önem  dolayısıyla  Saraççılığın  eski  Türk  sanatları  arasında  önem- li  bir  yeri  vardır.  Birecik’te  eskiden  20-25  dükkanın  yer  aldığı  ancak  günümüzde  2-3  dükkan  bulunmaktadır.  Özellikle  atın  toplum  hayatındaki  yerini  kaybetmiş  olması  Saraççılık  sanatının  gerilemesine  sebep  olmuştur.  Saraççılık  sanatında  deri  malzeme  yanında  toka,  düğme,  çıt  çıt,  zincir  gibi  metal  malzemeler  de  kullanılmaktadır.

AĞAÇ  OYMACILIĞI: 

Birecik  ilçemiz  bir  kültür  şehridir.  Birecik  evlerinin  kapı,  pencere,  dolap  kanatlarına  sandık  ve  ayna  gibi  diğer  ahşap  eserlere  bakıldığında  ağaç  oymacılığının  Birecik’te  çok  eski  ve  parlak  bir  geçmişe  sahip  olduğunu  anlıyoruz.
Marangozluk  sanatı  Birecik’te  ustalar  tarafından  sürdürülmektedir.  Bu  ustalar  marangoz  pazarı  denilen  çarşıda  halen  sanatlarını  sürdürmekte,  adından  da  anlaşılacağı  üzere  kaba  ürünler  mal  su  değdirilerek  daha  da  çabuk  tahrip  olmasına  yol  açılan  kapı  ve  pencerelerde  kullanılmış  olması  bunların  çok  eski  örneklerini  günümüze  kadar  getirememiştir.
Kapı  ve  pencere  kanatları  dışında  Birecik’te  ağaç  oymacılığın  güzel  örneklerinin  oda  duvarları  kaplamaları,  tavanlarda,  sandıklarda  ve  ayna  çerçevelerinde  rastlanılmaktadır.